Bazılarımız Neden Gerçek Yaşımızdan Daha Genç Gösteririz?

Zaman zaman kendimizi yaşıtlarımızla kıyaslıyor, kimin daha genç gösterdiğini bulmaya çalışıyoruz veya yaşını bildiğimiz kişilerin dış görünüşlerine bakarak nasıl bu kadar genç gözükebildiklerine hayret ediyor, yaşının üstünde bir profile sahip olanlara ise içten içe üzülüyoruz. 

Peki bazı insanlar, oldukları yaştan daha genç gösterirken bazıları nasıl daha yaşlı bir görüntüye sahip olabiliyor? Bu noktada bilimsel bulgu ve araştırmalar, bu sorunun cevabını birçok yönden ele alıp, merak edilenleri su üstüne çıkarıyor. 

Yaşlanma biyolojik bir süreçtir ve bu sebeple her canlı elbette yaşlanacaktır. Bu esnada merak edilen şey, fiziksel görüntünün insandan insana nasıl değiştiği ancak yaşla birlikte farklılaşan tek şey dış görünüş değildir. 

Hollanda’da yapılan bir araştırmayla gerçek yaşlarından en az 5 yaş daha genç görünen kişilerin bilişsel yeteneklerinin, diğer insanlara göre daha gelişmiş olduğu kanıtlandı. Ayrıca bu insanlar işitme kaybı, kemik erimesi ve katarakt gibi yaşa bağlı hastalıklardan %25 oranında çok daha az şikayetçiydi. Bununla birlikte gerçek yaşlarından daha yaşlı gösteren kişilerde yaşa bağlı hastalık riskinin çok daha yüksek olduğu tespit edildi.

Aslında olduğundan daha genç görünen insanların organları, zihni ve bedeni de bu doğrultuda çok daha sağlıklı. Bunun sebebi aslında yaş kavramının tek bir biçimde hesaplanmayıp, iki farklı türünün olması.

Neden bazı insanların daha yaşlı bazılarının ise daha genç göründüğünü anlamak için, kronolojik ve biyolojik olmak üzere bu iki yaş türüne odaklanmak gerekiyor.

Kronolojik yaş hayatta olduğumuz yılların sayısıyken; biyolojik yaş, hücre ve dokularımızın yaşını ifade eder. Kronolojik yaşı değiştirmek mümkün değildir ancak biyolojik yaşı diyet, egzersiz, sigara kullanımı, uyku kalitesi gibi faktörlerin etkileriyle ileriye ya da geriye atmak mümkündür. Bu noktada alışkanlıklarımızın yaşlanma sürecinde büyük bir etkisi olduğu söylenebilir. 

Genetiğimizdeki değişimler, biyolojik yaşı belirlemenin bir anahtarı niteliğinde.

Bu aşamada iki farklı olguya bakan araştırmacılar, öncelikle kromozomların bir parçası olan telomerleri inceler. Vücudumuzdaki her DNA dizisi, genetik bilgiyi taşıyan kromozomların birleşimiyle bir araya gelir. Bilim insanları ise kronolojik yaşın artışıyla bu telomerlerin kısaldığını ifade etmekte.

Biyolojik yaşı etkileyen bir başka süreç, DNA’mızın nasıl yaşlanıyor olduğu.

Bir diğer adıyla DNA metilasyonunda, DNA’yı sabit ve değişmeyen bir şey gibi düşünürüz fakat bu doğru değildir. Genlerimizin bazıları “açık”ken bazıları “kapalı”dır. Yani açık bir genin aktif olduğunu, kapalı bir genin de aktif olmadığını düşünmek yanlış olmayacaktır.

Genleri açık ve kapalı hale getiren bu sürece “metilasyon” adı verilir ve biyolojik yaşı belirlemek amacıyla metilasyon süreci izlenir. Bu aşamada, vücuttaki hangi organın daha hızlı yaşlandığı bile tespit edilebilir.

Biyolojik yaşı hesaplamak, yaygın görüşlerin aksine çok da kolay değildir. İnternet üzerinde bazı siteler, bu yaşı tahmin etme noktasında başarılı olduklarını ifade etseler de doğru tespit için bir sağlık uzmanı eşliğinde tıbbi testler uygulanmalıdır.

Bu olgular doğrultusunda Dermatolog Tamar Nijsten ve meslektaşları, yaşları 51 ila 88 arasında değişen 2679 insan portresinin 27 kişilik bir değerlendirme kurulu tarafından incelenmesini istedi. 

Bu 2679 katılımcı, fotoğraf çekimi esnasında makyaj malzemeleri, krem ve takı kullanmadı. Bu fotoğraflar üzerinden katılımcıların tahmini yaşı ile kronolojik yaşı arasındaki farklar, cinsiyetleri de göz önünde bulundurularak değerlendirildi.

Kronolojik yaşından 5 yaş daha genç göründüğünden hemfikir olunan katılımcılar, bilişsel testlerde çok daha iyi bir performans sergiledi ve bunun yanında KOAH ve kemik erimesine yakalanma olasılıklarının %24 daha az olduğu tespit edildi. 

Olduğu yaştan daha yaşlı görünenlerin ise, kendi yaşlarından daha genç görünenlere oranla çok daha yüksek ölüm riski taşıyabilecekleri bulgusuna ulaşıldı. Fakat algılanan yaş ile birlikte kireçlenme ve yaşa bağlı görme bozuklukları arasında herhangi bir ilişki bulunamadı. 

Benzer sonuçlara ulaşılan bir diğer araştırma ise 20 bin erkek üzerinden Kopenhag’da gerçekleştirildi.

Daha fazla yüz kırışıklığı, kellik ve gri saça sahip kişilerin kalp krizi geçirme riskinin daha yüksek olduğu tespit edilirken; erkek ve kadın toplam 273 kişi üzerinde yapılan bir Japon araştırmasında, olduğu yaştan daha az gösteren kişilerin, aynı şekilde ileriki yaşamlarında kalp rahatsızlıklarıyla karşılaşma riskleri çok daha azdı. 

Yaşlanma şekli çoğunlukla genlerle ilişkili ve insan kontrolü dışında. 

Ancak yaşlanma belirtilerinin birkaç sene de olsa önüne geçip bu süreci yavaşlatmak için yapabileceğimiz bazı şeyler var. Sağlıklı beslenmek, egzersiz yapmak, stresle başa çıkmak, sigara ve alkol tüketiminden uzaklaşmak, uyku düzenini dengede tutmak, Güneş’e aşırı maruz kalmamak, yeterli su tüketmek ve en önemlisi fiziksel çevre bu yaşlanma belirtilerinin bir nebze de olsa önüne geçebilecek faktörlerden. 

Bu fiziksel çevreden kasıt iş ortamı ve sıklıkla vakit geçirilen mekanlar. Aynı zamanda maruz kalınan kirli havadaki zararlı maddelerin, insan vücuduna etkisi de kişinin olduğundan daha genç ya da daha yaşlı görünmesinde oldukça önemli bir role sahip.

Kaynaklar: ZME Science, VeryWellHealth, Medium

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir